20 Aralık 2016 Salı

2017'ye Doğru (Mim)

GÖNDEREN: Gizemli Kişilik 10 YORUMLAR
       Eveet biliyorum bir türlü yazamıyorum buraya. Ama o kadar kelimelerden yoksunum ki bir süredir, sanırım elimde kalanları da bu mimde harcıyorum :D Muhtemelen bu mimi çoğu blogda görmüşsünüzdür beni de Talha mimlemişti sağolsun :) Tabi ben bir hayli geciktirdim.
Lafı çok da uzatmadan sorulara geçmek istiyorum. Talhanın yanıtlarına da şurdan  bakmanızı öneririm 👉 click.



1- Kimse mükemmel değildir ama yine de eksikleri düzeltmek mümkün. Huylu huyundan vazgeçmez mi dersin? Yoksa şu huyumu değiştirsem hiç fena olmaz mı? Nedir o huyun? 2017 için kendinde değiştirmek istediklerin neler?

   Huylu huyundan vazgeçer geçmesine fakat en ufak zorlukta eskiye dönme eğilimi gösterir bana göre. Ama yine de kendimde hoşlanmadığım ve değiştirmek istediğim bikaç bişey var. Örneğin sürekli kendi bildiğimi yapmam ve huysuzluğum ve inatçılığım ve fevriliğim ve tüm bu kötü huylarımın sonuçlarından pişmanlık duymamam ve...  Ay yoruldum :D Aslında değiştirmek istediğimden çok da emin değilim çünkü iyisiyle kötüsüyle bizi biz yapan şeyler bunlar sonuçta.


2- Meşhur Alaaddin'in Sihirli Lambası oldu ya kucağına düştü. Ve tabi ki 3 dilek hakkı verdi. Dikkatli düşün, klavyenden çıkan her cümleyi gerçeğe dönüştürebilir. Ne dilerdin?

   Sonsuz dilek ha- Şaka şaka :D Ne dilerdiim ne dilerdiiim... İlk olarak yaşamım boyunca ciddi sağlık problemleri geçirmemeyi dilerdim.
Biliyorum kimse kimseyi sevmek zorunda değil ama sevdiğim insanların da beni sevmesini isterdim.
Üçüncü olarak ne olursa olsun ne yaparsam yapayım her şeyime rağmen yanımda kalıp inatla gitmiycek birini isterdim.

3- Şimdi gerçek hayata dönüyoruz, evin, çocukların, kendin, kedin.. için yeni yılda neler yapmak var aklında? Şimdiden düşünelim ki, yeni yıl kapıda hazırlıksız yakalanmayalım :)

   Öncelikle boool bool kitap okumak var planlarımın başında. Sonraa ders notlarımı geçen yıla göre daha yüksek tutmak var. Aileme daha fazla zaman ayırmak istiyorum mesela. Öyle işte aklıma pek bişey gelmedi :D

4- Piyangodan büyük ikramiye çıksa hepimiz dünyayı gezeriz değil mi? Sen neler yapmak isterdin? Bir de şöyle düşün, o istediklerin için çok  para şart mı? Belki de değildir.

   Baştan söyleyeyim ne miktarda bir para olduğuyla ilgili bir fikrim yok :D O nedenden ötürü çok para olduğunu varsayıp yazıyorum.
 Paranın bi kısmıyla gezerdim, ailemi mutlu ederdim,  çeşitli alışverişler yapardım. Ama bu kadarcık şeyle bitecek bi para değil sonuçta kalanının bi kısmını bağışlardım. E kalırsa onu da gerektikçe harcardım.

5- Para para para. Para harcamadan da gerçekleştirebileceğin hayallerin vardır elbet. Haydi onları da paylaş, bekliyoruz.

   Ben pek öyle çok ileriye dair planlar yapan hayaller kuran biri değilim. Yani yarın ne yapacağımı bilmek yetiyor bana :D
Fakat bütün bunları bir yana bırakırsak, bir insanı mutlu etmek düşüncesi bütün hayalleri yere serer ve  ben düşünüyorum ki bir insanı mutlu etmek için paraya ihtiyaç yok. Hiçbir maddeye ihtiyaç yok.  Bir sıcak bakış, bir kaçamak gülüş, bir narin dokunuş, özlemini ciğerlerine taşıyacak bir koku... Bir insana mutluluk verdiğiniz bikaç saniye bütün günü kurtarabilir.



      2017'ye çok az bir zaman kaldı ve sanıyorum ki bu mimi veya buna benzer mimleri yapmayan kalmamıştır. Ve ben de türümün son örneklerinden olarak yeni kişileri mimlemeye gerek görmüyorum bu yüzden.
Umuyorum yeni yıl umduklarınızı getirmese de size, beklenmedik mutluluklar getirir.  :)




30 Ekim 2016 Pazar

Kediler Kediler Kediler!!!

GÖNDEREN: Gizemli Kişilik 17 YORUMLAR


       Kedilerle aramda özel bir çekim kuvveti var sanırım. Bir yıl içersinde bu 3. vukuat :D Fazla uzatmadan ablamla annemi çılgına çeviren olayı anlatmak istiyorum.
        Sıradan bir pazar günüydü. Dayım hasta olduğundan ve hastanede kalması gerektiğinden ailede ben hariç herkes hastaneye gitmişti. Benimse saat 16:20de dersim vardı. Tabi ki geciktim. Ama bu sefer benim yüzümden değil :d Saatler yüzünden. Herneyse 16:20de olan dersime ancak 17:00de yetiştim. Artık gecikme durumlarını garipsemediğim için günümün sıradanlığı çılgınca  devam ediyordu. Ders sonrasında annemden gelen aramayla beraber akşam yemeğini teyzemlerde yiyeceğimizi, hemen eve gidip hazırlanmam gerektiğini, babamın gelip beni alacağını öğrendim. Ve oyalanmadan eve geçtim. Normalde kısa sürede hazırlanan biri olamama karşın babamın beni bekliyor oluşundan ötürü koşturmam ve sakarlığım işin içine girince haliyle pek de kısa bir sürede hazırlanamadım. Ve ben adamcağızı daha fazla bekletmemek için kendimi daha hızlı bir şekilde evden çıkmaya odakladım. Tam ayakkabımı giydim kapıyı kapatıyordum ki çorap giymediğimi fark ettim -ne kadar da detay veren bir Gizemli :D- ve hemen içeri koştum çorabımı da giyip tamamen hazır olduğuma kanaat getirince kapıyı kilitleyip gittim...
        Saatler geçti ve biz az evvel eve geldik. Kapıyı açtım ve benden önce eve annem ve ablam girdi, o sırada bağcıklarımla boğuşuyordum :(,  hemen ardından gelen ablamın çığlığı kaçtığı odanın kapısını kapatış sesi ve benim içeriye girmek üzere adım atmam aynı saniye içine sığmıştı. Fakat sonraki saniye hayat durdu. Saniyeler işlemiyordu artık. Sadece kedicik ve ben vardık. O bana bakıyordu, ben ona. Merhaba dedi, ben dostum- ve o büyülü anı tabi ki annem bozdu. Kediyi yollamak için kenara geçmem gerektiğini söylüyordu. Bir hoşçakal bile demeden gitti gönlümün efendisi....
        Tabi kopan yaygarayı tahmin ediyorsunuzdur. Fırçayı yine ben yedim. Vay efendim şimdi evin heryerinde gezmiştirde, ya bir yere pislemişseymişte bilmemneymiş. Oysa benim o an tek hissettiğim kediciğin birkaç saat dahi olsa evde ısınmasından dolayı duyduğum mutluluk, ve evdeki bütün ışıklar kapalı olduğu için çok korktuğunu düşündüğümden duyduğum üzüntüydü.
       Sanırım az biraz Pollyanna'lık var bende :D



26 Eylül 2016 Pazartesi

Okulun İlk Haftası Temalı Bir Miktar Geciken Yazı

GÖNDEREN: Gizemli Kişilik 18 YORUMLAR
 
   
      Merhaba sevgili okur. Yazının sonunu nasıl getireceğimi kaslarımın ağrısından ötürü kestiremiyorum ama mühim değil. Bu yazı yazılacak :D
Bildiğiniz gibi okullar açıldı, ortalık bücürlerden arındı, anneler rahat bir nefes aldı. İçinizde çalışanlar var, anneler var, şuan için boşta olanlar var ve tabii ki benim gibi bir eğitim-öğretim dönemi macerasına daha atılmak zorunda kalanlar var. Herkes için bambaşka bir döneme geçiş aslında bu... 

   
     Gözüme zorlu ve bir o kadar da uzun görünen bu maceranın ilk haftasını geride bıraktım. Daha şimdiden kusmak üzereyim sevgili okur. Hele ki sınıfta aranızın önceden çok iyi olduğu ama şimdi  limoniden de öte kötü olduğu şahıslar mevcutsa ölüm gibi bir şey oluyor ama kimse ölmüyor... Böyle  o yokmuş gibi davranmalar mı desem, bir o kadar da gözünüze batması mı desem. Uyuz bir şey yani. Yazın görüşemediğim birkaç arkadaşıma kavuşmak güze aslında. Ayrıca benden ,tahmin ettiğim ama kesin olarak bilmediğim bir nedenden ötürü, nefret eden ve öldürecek gibi bakan kız okul değiştirmiş :D. Yeni öğretmenlerimiz var, yollarımızı ayırdığımız öğretmenlerimiz var. Yeni arkadaşlarımız var. Ama huyumdur, bi insanla tanıştığım zaman ilk başta kesinlikle ısınamam hatta hiç sevmem. Daha sonra şekillenir düşüncelerim. Yani şuan için yeni arkadaşlar hakkında söyleyecek pek bir şeyim yok.


 


      Ve, sevgili okur; okula yeni gelen kızlar çok güzel. Biraz da tuhaflar açıkçası. Sonuç olarak hoşlanmadım. Gıcık oldum hatta birazcık, çok az.   
     Geleceğimi şekillendirme çabasına bürünmem gerektiğinin farkındayım ve küçük de olsa adımlar atıyorum bu yönde. Ufaktan bi tedirginlik de başlamadı değil. Ne olacağım, ne yapacağım, nasıl geçecek bu yıllar diye... Büyümek istemediğimi fark ettim. Hatta yeni günlerin belirsizliğini düşünmek bile huzursuz ediyor beni. Elbette yapacak bir şeyim yok bu konuda. Bu endişelerim yersiz belki de, bilmiyorum. 
     Her gün 06:30'da kalkmak çok zor. Yatağın içinde telefonu bulup da alarmı kapatana kadar geçen zamanda adeta yaşlanıyorum. Hiç hoş değil. Şimdi özlemediğim ama ilerdeki yıllarda hasretle anacağım günler bunlar, farkındayım. Ama kural gibi bir şey bu öğrenciyken okul sevilmez, bitirince de geri dönmek istersin. 
    Fark ettim de yazı çorba gibi olmuş :D. Aslında ilk haftaya dair bahsedecek çok şey var ama bi girersem çıkamam içinden. Her neyse. Diyeceğim şu ki, ben hevesimi aldım. Okullar kapanabilir artık.



23 Ağustos 2016 Salı

SatırArasıMİM #1 / Bloğun İlk Mimii

GÖNDEREN: Gizemli Kişilik 16 YORUMLAR




     Eveeet, güzel bir akşamdan herkese merhabalar!! Bir duygu yüklenmesi yaşıyorum ve ben genelde böyle zamanlarda yazmaya bayılırım. Deepciğimin mimlediği geliverdi aklıma, teşekkürler bu arada :) . Yazacak zaman kolluyordum, neden şimdi olmasın dedim, sıvadım kolları. Haydi bakalım... Ama öncee Deepin birbirinden güzel yanıtlarını görmek isterseniiz click
     Şimdii gelelim mime;

1. Soru: Nasıl blog yazmaya başladınız?

     Bloggerdan aslında tam olarak ne zaman ve nasıl haberdar olduğumu hatırlamıyorum. Ama iyi ki de aklımın bir köşesinde kalmış. Yazmayı çok küçük yaşlardan beri seviyorum işin aslı. Kurgu olsun, şiir olsun, sadece betimleme yaparak farklı bir dünyada kaybolmayı hiçbir rahatlama yöntemine değişmem mesela. Daima öğretmenlerim de desteklemişlerdir beni. Belki onlar olmasa yazmayı çok önceden bir kenara bırakmıştım. Çok sevdiğim öğretmenlerimden biri benden bir defter tutmamı istemişti. Her yazdığım yazının da tarihini eklememi söylemişti. Bunun yanında yazmaktan asla vazgeçmememi. Dediğini yaptım. Hala duruyor o defter. Hala da eskitiliyor sayfaları :) Amaa blog yazma işi aklıma girdikten ve ben bayağı bir heves ettikten sonra defterimin yanına bir de görmüş olduğunuz blog eklendi. Hem burası da defter tutmaya benzer nitelikte. Yalnızca ek olarak okurlarınızın da düşüncelerini rahatlıkla öğrenebiliyorsunuz, ki bu azımsanamayacak güzellikte bir şey. :)

2. Soru: Blogunda daha önceden yazmadığın bir tarzda yazsan bu ne olurdu?

     Kitap ve film eleştirileri yazmayı düşünebilirdim. Veya bölümlerden oluşan bir öykü ile uğraşmak beni çok mutlu ederdi. Düşünebilirim aslında bunları, teşekkürler mim :D

3. Soru: Bloglarda okumayı en çok sevdiğin konular nelerdir?

     Ay bu soru çok zor :D Çünkü ben her çeşit şeyden nasiplenmeyi seven biriyim. Kitaplar, filmler, diziler, dergiler, anne blogu yazıları, kişisel blog postları... Daha neler neler :))

4. Soru: Hayatta yapmayı en çok istediğiniz üç şey:

     İlk olarak; aklımdaki birkaç ülkeyi ziyaret etmek, gezmek, oralardan yakın arkadaşlar edinmek. 
     İkincisi; biraz garip gelebilir ama bir sokağın tabanını rengarenk boyamak ve yağmur yağıpta tüm o renkler birbirine karışırken orada olmak isterdim.
     Sonuncusu; kocamaaaaan kocamaaaaan bir kütüphanem olsun istiyorum. Her biri farklı maceralarla rafıma ulaşmış sayfaları arasında binbir türlü macera kaynayan kitaplar...


     Benden bu kadaar. Ben belli kişileri mimlemek istemiyorum şimdilik :) Yani bu demek oluyor ki okuyan herkes bu soruları bloguna taşıyabilir. 
  
Sevgiler...


11 Ağustos 2016 Perşembe

En Yorucu Gün

GÖNDEREN: Gizemli Kişilik 12 YORUMLAR



     Ah şu alışveriş ne zor iş! Hiç de sevmem bilir misiniz? Oradan oraya koştur saat su gibi akıyor. Ayaklarım mahvoldu basamıyorum :d Bi de çok zor beğenirim, karar veririm ben. Hal böyle olunca akşam ancak gelebildim eve. Kapıyı çaldım. Bir an önce çantaları fırlatıp bi koltuğa atmak istiyorum kendimi. O rahatlama hissi...
     Bu hissi yaşabildim mi? Taaabiiii ki HAYIR! Annem kapıyı açtı telaş içinde. Bi şeyler olmuş belli. Noldu, dedim. Dayınlar geliyomuş bu gece koş çabuk üstünü değiş temizliğe gel, dedi. Kapıdan geri dönesim geldi sevgili okur. Düştüğüm boşluğu anlatamam.
     Tabi annem hatun o boşluktan beni tuttuuu çıkardı ve elime bezi tutuşturdu. Başladım temizliğe. Bi de acele ediyoruz. Geç haberimiz oldu zaten. Ta Lüleburgazlardan geliyorlarmış ev tertemiz olmalıymış. Sesim çıkmıyor ama suyum çıktı.
     Neyse işte, sonra aradılar bizimkiler geliyor musunuz nerde kaldınız diye. Meğersemki geze geze geleceklermişde yarın akşam ancak burda olurlarmış. Bir kez daha dünyam başıma yıkıldı sevgili okur. Yorgunluğum ve ben odama çekildik. Nefes alıp almadığımı bile tam olarak bilmiyorum. Sabah da erken kalmam lazım :(. Sanırım hayatımın en yorucu günüydü.




1 Ağustos 2016 Pazartesi

Başlıksız

GÖNDEREN: Gizemli Kişilik 12 YORUMLAR
     Kulaklıklarından ruhuna nüfuz eden müziğin ritmine eşlik ediyordu adımları. Yüksek ritimli bir şarkı akıyordu kulaklarına, farkına bile varmadan hızlandırıyordu adımlarını. Dünyaya yeni bir gözle bakıyordu sanki. Sanki defalarca geçmemişti o sokaktan. Trafik lambasının dökülmüş boyalarını ilk defa görüyordu sanki. Ya da çatlak, kırık kaldırım taşlarını, her zaman aynı yerde durup yaprakları rüzgara fısıldayan ağaçları, hemen hemen yolla aynı renge dönmüş yaya geçitlerini, eski- yeni dükkanları...
     Hemen ardından daha yavaş bir ritim istila ediyor kulaklıkları. Adımları sakinleşiyor, düzene giriyor. Sol, sağ, hemen ardından sol... Aynı mesafe aralıklarla ayakları birbirini takip ediyor, acelesiz. Bu defa daha bi dikkatle bakma şansı elde ediyor etrafına. Akşam olmak üzere. Sokak lambaları az sonra yürüdüğü yolları aydınlatmak için iş başı yapacak. 
     Sağ tarafından ters yöne yürüyen bir adam geçiyor. Saçları beyaz, aralarda griler ve çok az siyahlar serpiştirilmiş. Biraz hızlı adımlarla yürüyor. Zaten üstünde de eşofmanları var, spora çıkmış anlaşılan. Çok hızlı yürümemesine rağmen nefes alışlarının düzensizliğinden hayatının önceki dönemlerinde de sporla ilgili olmayışı anlaşılıyor. Zaten az sonra yolun yan tarafında soluklanıyor. Bir erkek çocuk koşuyor arkasında bırakarak onu. Minik adımlarının çıkardığı takırtılar kahkahalarıyla harmanlanıp göğe savruluyor. Hemen ardından bir kız çocuğu koşuyor. Öndeki erkek çocuğun elinde koştukça süzülen balonları sonradan fark ediyor. Muhtemelen kız da balonların peşinde zaten. Birlikte eğleniyorlar gibi görünüyor. Dudağının sol tarafı seğiriyor. O da ne? Gülümsüyor mu yoksa? 
     O an kulağındaki şarkı son tınıları eşliğinde son buluyor. Birkaç saniye ardından yeni bir şarkı karşılıyor onu.  Yolun yanındaki bankta oturan yaşlı çiftlere ilişiyor bu defa gözleri. Dudakları kıpırdıyor, sohbet ediyorlar belli. Yüzlerindeki çizgiler ne fırtınalar atlatmış ağaçların gövdesindeki damarları andırıyor. Kim bilir kaç kavga, kaç affediş, kaç gidiş gördü geçirdi o çizgiler. Daha fazla yaşlı çiftte oyalanamıyor, arkasında kalıyorlar. Bir an adımları tekliyor. Büyük bir film setinin içinden geçiyor adeta. İşte o zaman düşünüyor bunca zaman bu sokaklardan geçip, nasıl oldu da hiç göremedim tüm bunları. Asında her birimiz bu sokaklardan geçiyor da nasıl göremiyoruz baktıklarımızı?  
     Evine varıyor, alıyor bilgisayarını dizlerine. Kulaklıkları hala kulağında ama bu sefer bir piyanonun notaları hücum ediyor kulaklarından ruhuna. Piyanonun başındaki silüeti canlandırıyor zihninde. Ne fark var aramızda diye düşünüyor. Onun parmakları piyanosunun tuşlarında dans ediyor, benimkiler ise bilgisayarımın. O notalarıyla erişiyor insanlara, bense sözcüklerimle...

28 Temmuz 2016 Perşembe

Timsah Göz Yaşları

GÖNDEREN: Gizemli Kişilik 6 YORUMLAR

     Her şey kirpiklerinin arasına sıkışmış bikaç damla yaştan ibaret. Hayatın tüm ayrıntıları. Tüm sırları. Tüm vazgeçişleri, iç çekişleri, ümit edişleri... Her şey o sıra sıra dizilmiş bikaç kirpiğin arasında gizli.
     Kızarık gözler bırakır ardından. Ne çok şey anlatır o sulanmış, kızarık gözler. Nefreti, öfkeyi, çaresizliği, vazgeçişi, vazgeçemeyişi... Vazgeçemeyişi. -Noktadan sonra bir iç geçirme.- Bazı şeyler hep zor olmak zorunda. Neden bazı şeyler hep zor olmak zorunda? Hayatın bizi yıpratıp dize getirme gayesinden ötürü mü? Yoksa biz dibinde durup başımızı kaldırdığımızda yokuşu gözümüzde daha da dikleştirdiğimizden mi, biz mi seviyoruz zoru?
     Timsah göz yaşının ne olduğunu daha geçenlerde öğrendim. Timsahların avlandıklarını yerken ağlamasından sebepmiş. Yoksa biz de zorla savaşırken timsah göz yaşları mı döküyoruz? Aslında bir av kadar cazip geliyor da iç çatışmamızdan dolayı mı serzenişlerimiz acaba?
     Hayat da zor demiştik. Hem de hemen hemen herkese. Herkesin zoru faklı tabi, olsun. Hayata dört elle tutunup hala sızlanmamız neden?  Gözü doymayan timsahlardan başkası değil miyiz yoksa..?